VİDEODAKİ VEFAT EDEN HEMŞEHRİLERİMİZE YÜCE ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUZ
1994′TEN GÜRÜNTÜLER
02 Eylül 2010GELENEK GÖRENEKLERİMİZ VE ŞİMDİ..
23 Ağustos 2010Bizim Balçıkhisarlılığımızın özünde göreneklerimiz var, geleneklerimiz var. Biz ne kadar bu gelenek göreneklerimize bağlı kalabildikse balçıkhisarlılığımızı o kadar, milliyetimizi o kadar, hatta inançlarımızı da o kadar muhafaza edebilmişiz, demektir. Yanlış anlaşılmasın, bu körü körüne bir cahiliye saplantısı olarak algılanmasın. Yıllar be yıllar toprağımız dinimizle öylesine yoğrulmuş, o kadar onu özümsemiştir ki, insanımızın haline etvarına sinmiş ve bu toprağımızın fıtratı haline gelmiştir.
Evet böyle bir giriş yapmış olalım ki, kaş yapalım derken göz çıkarmış olmayalım.
Az araştırma zahmetine katlanılabilirse, az köyümüze ait değerler hayal hanemizde etüd edilebilinirse görülüyor ki, gelenek göreneklerimiz, insanımızın kenetlenmesi, muhabbetin derinleşmesi daha yaşanılası bir mekan olabilmesi hesabına oturmuş, renk katmış, ruhumuz olmuştur.

Askere gönderilmiş yiğitler. Ne güzel vatanî vazife… vazife de bunun kutsiyeti köyümüz insanının askere gidecek yiğitlere gösterdiği ilgi alaka ile perçinlenmiş. Eve davet etme işini manevi bir iş yapma edasıyla, havasıyla yerine getirmiş. O davet ortamlarında eskiler, tecrübeliler, hatıralar aktarmış, bir çoğu da göz yaşlarıyla dinlenmiş. Adeta doldurulmuş, metafizik gerilime girdirilmiş delikanlılarımız, delikanlılıklarımız. Bundan ötürü de gidememek koymuş, ağır gelmiş bazılarımıza, gidebilmek için dualar da etmiş bizim insanımız. Neye rağmen? Gidilen o ocaklardan anne kucağına dönemeyenlerimizin varlığına, hiç de azımsanmayacak miktarda olmuşluğuna rağmen. Tekbirlerle, teşviklerle, bütün köylümüz meydanda tebriklerle, davullu zurnalı moralize tempolarla, köylümüzce ceplere kondurulan harçlıklarla göndermişiz.

Sığırımızı teslim etmişiz bizden biri olanımıza, çobanımıza. Sığır konağı kültürü geliştirmişiz. O konak aziz bir misafir olarak ağırlanmış. Evladımızı teslim ettiğimiz öğretmenimizi eve davet edişimiz gibi, onu ağırlayışımız gibi ayırmadan hususî ziyafetler vermişiz, karınca kararınca…
Hele şu kışın yakıverdiğimiz tezeğin tezek haline getiriliş hikayesi… Adeta şenliğe dönüştürülmüş bizde. Her akla gelindiğinde tezek yapılmazmış geçmişte. Onun da bir mevsimi varmış. Yani atalarımız programlıymış. Her akla geleni, aklı esince yapmazmış, mevsiminde… Gençler, kızlar, erkekler, büyükler, çocuklar – edep sınırına da dikkat edile edile – toplanılırmış tersin biriktirildiği …luğa. rica edilirmiş sucuya “suyun yönünü o istikamette akıtıversin” diye. “Suyu getir! Tezkeneyi götür! İyi çiğneyin aman gençler!” falan filan ki, aman bir şenlik, bir şenlik, ancak yaşanınca tadılacak cinsten… Fakat bunun daha tatlı, daha zevkli yanı, izzet-i ikram kısmı. ..k böreği yapılır, helva karılırmış o güne özel. Aman unutulmasın davet edilmesi icap edenin davet edilmesi.

Hatta anlatılır ki, köyümüze bir köylümüzün arkadaşı gelmiş böyle bir tezek yapım mevsiminde. Katılmış şenliğin her noktasına. O da çıkarmış pabuçları, çorapları, girmiş çiğnemiş, karmış. Sıra işin ziyafet kısmına gelince, ilk yemek hamıraşı (erişte) getirilmiş. Adam düşünmüş; “Yapılan iş gübre, ters, tezek işi. Evin durumu da o günün şartlarında belli, toprak kurulu bir ev, getirilen de hamuraşı…” düşünmüş ki; “Bu tablodan ancak bu yemek çıkar. Ben biran evvel karnımı doyurmaya bakayım.” Deyip yiyebildiğince yemiş ve doymuş. Sırada börek, üzerinde helva, arkasından çilbir eklenince tutamamış misafir kendini; “Ne demek Bayram şimdi bu? Arkadaş niye söylemiyosun usulün böyle olduğunu?” demiş.
Bayramalar gelmiş, bayram yaşanmış o günlerde. Kıyafetler yenilenmiş, yılda bir kez hiç değilse. “Bayramda sana bir takım elbise yaparım şunu şöyle edersen.” Deyip vaatler vermiş büyükler. O vaatlerle mutluluk tatmış gönüller. Mahalle odalarında, mahallenin bütün ahalisi, o güne özel hazırlanmış yemeklerini getirerek toplanmışlar. Belki de dargınlıklar bile o günü beklemiş, beklemiş de o günün munisliğinde çözülüvermiş.

Şu kadarcık bir turda görüldüğü üzere gelenek göreneklerimiz toplulumumuzun harcı, çimentosu adeta. İnsanî ilişkilerin vesilesi olmuşlar. Yeni dönem, gelişen şartlar, değişen ihtiyaçlar elbette gelenek göreneklerde de değişikliğe sebep olabilecektir. Ama esas olan husus yozlaşmamaktır. Gelişen şartlara göre değişen adetlerimiz özümüzü ruhumuzu yansıtmaktan uzak olmamalı. Mesela kadın-erkek, kız-oğlan ilişkilerini cıvıklaştırması ne kadar acı olur, nitekim ne kadar acı olmakta. “Hangi asırda yaşıyoruz kardeşim!” gibi sığ ve tuhaf yaklaşımlar, ya kasıtlı yaklaşımlar, ya da insanı ve insan fıtratını, yapısını tanımamaktan kaynaklanan cahilane yaklaşımlardır. Anlatmak istediğim husus birbirimize yabancılar gibi tavır takınmak değil, işi cıvıklaştırmamak, edep sınırlarını aşmamaktır. Bir milleti dağıtmak isteyenler, kültürel değerleri yozlaştırmakla başlıyorlar, gerisinin çorap söküğü gibi geldiğini gayet iyi biliyorlar.
Yaşar KARAYUNUSOĞLU
